
Bir cafe'nin kaldırımdaki masalarından birinde oturuyorum. Karşımda bir iş hanının kapısı var. İşhanın da aynı zamanda bir dershane de var. Dershane çıkış saati, yemek saati. İnsanları seyrediyorum. Çeşitli yaşlarda okuyan ya da çalışan insanlar. Her çeşit giyimli, davranışlı, imajlı ve imajsız insanın neredeyse tek ortak noktasını görüyorum: Kendine güven eksikliği. Her biri, başkasının gözündeki kendi yansımasının etkilerini kendi sanıyor. Bu yüzden de hababam kendine ses, koku, giysi giydiriyor üstüste.
-Kendine güven eksikliği de nereden çıktı şimdi? Pek tatsız bir konu. Hem o ben değilim canım. Benim kendime güvenim tam. Sen kendine bak, hıh! Sümsük.
-Ben zaten kendime bakıyorum. Seni de öyle görebiliyorum zaten.
-...?!?
**
Kendine güven eksikliği, kendini tanımamaktan ortaya çıkar. Kendini oluşturan şeyleri tanımak gerekir: Bedenini, duygularını, karakterini, yeteneklerini ve sonucunda da istemediklerinin neler olduğunu. (bu çok önemlidir, seçimlerimizi belirlememizde çünkü.)
Tüm bunları tanıyabilmek için denemek ve geri bildirim almak gerekir. İşte bu yüzden genç insanlar bir dergilere fimlere vs., bir birbirlerinin gözlerine bakıp dururlar. Çünkü başka bakılacak yer yoktur bunun için. Yetişkinler mi?? Onlar sıkıcı öğütler ve yasaklardan başka bir şey değiller!
Çoğunlukla "şu bir türlü bulamadığımız kendimiz", içimizde "adını koyamadığımız bir boşluk" olarak bizimle büyüyecek ve bizim başkalarıyla çatışma ve restleşme aracımız olacaktır.
Bazılarımız sürekli filmler izleyerek, kitaplar okuyarak, karakterlerle empati kurarak kendimizin izini süreriz ki bu iyidir, harikadır, doğru yoldur bana göre.
Bir düşünce: Kendini tanıma için topluca sistemli çalışmalar yapılsa çocukluk çağından itibaren insanlara, kendini tanıyan, güvenen yetişkinler oluşur, çoğalır, üretir, yaratır, korur, destekler vs. olmaz mıydı?
Bir başka düşünce: Bu nasıl yapılır? Hangi materyal kullanılabilir? Birbirimize önersek çoğaltabilirmiyiz? Çoğaltıp uygulayabilir miyiz?