Cuma, Kasım 14, 2008

çocukluk düşleri/ şarkı söylemek



Kendimi ifade edebilmek kendimi bildim bileli önemliydi benim için. Ortaokuldan itibaren ise bir çok karanlık dehlizleri olan bir labirente dönüştü. Yoğun duygular yaşıyor ama anlatmaya çalıştıkça, bir körün fili anlatması gibi, kelimeler eksik ve yetersiz kalıyor, sonunda da ortaya çıkan "fil kocaman bir kulaktır" gibi bir sonuç oluyordu. Eksik anlatıyor ve yanlış anlaşılıyordum. Zamanla gitgide sessizleştim, suskunlaştım.

*
Suskunluk, içimde birikime yol açıyordu. Hem korkuyor hem de çılgınca bir yol bir kanal arıyordum midemle kalbim arasındaki sıkışmaya.
*
Müzik dinlemek sakinleştiriyordu. Yavaş yavaş beğenilerim de şekillenmişti. Zamanla kendi kendime söylüyor buldum kendimi, usulca. Sıkıştıran yumru çözülmeye ve sesimle dışarı akmaya başladı ağzımdan. Büyük bir rahatlamaydı. Yolu bulmuştum. Ama yine de eksikti bir şeyler. Yol, belli ki çok uzundu ve sonu gözükmüyordu.

Birgün,tatilin son günü şerefine, hayatımda bir değişiklik olsun oyunu oynayıp, o güne kadar bilmediğim bir albümü aldım kapağına bakıp: Miles Davis.

Ve o gün yumru ışık parçalarına ayrılıp dağıldı ilk defa. Anlatılamayanı anlayan ve anlatan bulundu. Tek ve anlaşılmaz değildim artık.

O zamandan beri dinliyorum ve söylüyorum fısıltıyla sadece kendi kulağıma. Söylerken sanki arınıyorum, hafifliyorum, bedenimden çıkıyorum, havada bir ışık demetine dönüşüyorum. Pür ben, sadece ben oluyorum. Daha nasıl anlatılır bilmiyorum. Kelimeler...

Yine de mutlu son yok hikayemde. İki seçenek her zaman kapıdadır hayallarin varsa. SEÇ ya da TERKET. Ve ben terket'i seçtim. Becerememekten, eleştirilmekten korktum. Sadece müzik değildi çünkü duygularımdı söylediklerim.

Eğitim almadım. Tek bir nota bile öğrenmedim. Başka yollardan yürüdüm. Çok az anladığım sayılar yolundan. Yoruldum.


Ama geç değil. Tek kendime de olsa yüksek sesle ve daha sık söyleyeceğim. Benim burada yazmam ve sizin okumanız gibi artık paylaşacağım kelimelerin anlatamadıklarını.

Çünkü seviyorum bunu yapmayı..




3 yorum:

Maviye Yolculuk dedi ki...

Offf.İçimizde kalan öyle çok şey var ki...Hele aynı anda birçok şeyi yapabilecek güce sahipsen, ister istemez birini seçtiğinde aklın diğerinde kalıyor...Seni çok iyi anlıyorum. Ama yine de son nefese kadar geç kalmış sayılmazsın.Hiç değilse hobi amaçlı olarak müzik workshoplarına falan katılabilirsin...Kelimelerin de zaten blogunda olanca güçleriyle saçılıyorlar :)Özgürler yani....

Ece dedi ki...

Ben lisedeyken,seçmeli dersim müzikti.Nota okumayı o yıllarda öğrendim.Okumakla kaldı. Bir enstrümana verecek paramız yoktu çünkü.Piyano diye çıldırıyordum ama mümkün değil..
Çok uzun yıllar sonra,kendi paramı kazandığımda gene piyano alacak parayı denkleştiremeyince,özel şan dersleri aldım.İlle bi gün piyanom olacak ve söyleyeceğim(aklımca)
Olamadı bir türlü..
Küçük kızım ilkokulu bitirdiğinde alabildik ancak.Benim içimdeki aşkı o yaşattı..
Erteleme hiç..hiçbir şeyi..hiç bir şey için..LÜTFEN!!!

Sevgiler

Elif dedi ki...

merhaba....daha nasıl anlatacaksın kelimelerdeki seni..bence çok güzel anlatmışsın..eksik birseyler anlattıgını düşünüyorsan devamınıda bekleriz